Şeytan'ın sineması: 'Çocuk pornosu'
Ali Murat Güven
Yeni Şafak, 24.11.2006


Sonunda korkulan oldu ve son çeyrek yüzyıldır modernitenin batıdan ülkemize doğru süpürdüğü her türlü pislikle teker teker acı yüzleşmeler yaşayan Türkiye, en sonunda, adına "çocuk pornosu" denilen illetle de tanıştı. Hem de ne tanışma; insanın düşündükçe -hem kurbanlar hem de failler adına- yüreğini dağlayan bu kirli tutkuda yalnızca "meraklılar" tribününde de değiliz. Olaya, doğrudan "üretici ülke" kontenjanından girdik! New York Times bile Türkiye'nin bu tür filmlerin müşterileri için yeni bir vaha olduğunu yazabiliyor artık…

Tayland, Filipinler, Brezilya ve paramparça olmanın sancılarını en sert şekilde yaşayan eski Sovyet topraklarında pedofili manyakları için kurulan çocuk pornosu tezgâhlarını iyi-kötü bilenler, bunun böyle olacağını daha yıllar öncesinden sezmeye başlamışlardı. Böyle bir öngörüye de olmayan kâhinlik yeteneklerimizle değil, Türkiye'deki toplumsal çatırdamanın önümüze koyduğu somut verilerden hareketle ulaşıyorduk.

Bir kere, çeşitli nedenlerle annesiz-babasız kalmış sokak çocuklarıyla ilgili hiç bir radikal önlemi bulunmayan Türkiye gibi az gelişmiş ülkeler, pedofili dünyasının her zaman en fazla iştahını en fazla kabartan coğrafî bölgeler olmuşlardır. New York'ta bir çocuğu kaçırıp porno filmde oynatırsanız, FBI sizi fare deliğine saklansanız bile bulur ve sülalenizle birlikte yok eder. Kimse de "demokrasi", "insan hakları", "bireysel özgürlükler" falan diye cavcava yapamaz. Ama bu gibi şeytanî işler üçüncü dünyanın yoksullukla bezeli kentlerinde her zaman için daha kolay yürüyor. Hatırlarsınız, Brezilya polisinin vaktiyle Rio De Janeiro'nun varoşlarında -zenginlerin huzurunu kaçıran birer haşarat gibi gördüğü- sokak çocuklarını öldürmek amacıyla "ölüm mangaları" kurduğu ortaya çıkmış ve dünya aylarca bu skandalı konuşmuştu. Latin Amerika'nın müzmin ekonomik depresyon, zayıf devlet otoritesi ve bireysel güvenlik yoksunluğu gibi sorunlarla boğuşan bütün ülkelerinde öteden beri var olan çocuk sömürüsü, sonradan dağılan SSCB imparatorluğunun topraklarına da sıçradı. Bu ülkenin hinterlandı durumundaki Türkî Cumhuriyetler ise gerek iyi-kötü yürüyüp giden İslâmî toplumsal dokuları, gerekse diktatörler eliyle yürütülen sert idârî sistemlere sahip olmalarından dolayı böylesi pis işlere görece uzak kaldılar. Asya-Pasifik kıyılarının Filipinler ve Tayland gibi egzotik ülkelerini ise zaten hiç sormayın. Budizmle müthiş bir iç huzur yakalamış pozlarındaki bu diyarlarda, gerçekte bütün o sanal huzurunun ardında devletin dokunmamayı tercih ettiği fuhuş sektörünün bulunduğu artık herkesçe biliniyor. Özellikle de çocuk yaştaki kurbanlar, bu kokuşmuş yapının en gözde ticarî ürünleri…

Ve şimdilerde artık bütün bu bildik adresler birer birer çaptan düşüyor. Bir bebeğin ya da çocuğun, özellikle 1999 depremindeki toplumsal kaostan (ve ölümü diri mi olduğu bilinemeyen binlerce kayıptan) sonra bir sokak köpeğinden daha fazla ucuzladığı ülkemizde, hem organ mafyasının hem de pedofili pornosunun eylemleri de doğal olarak iyice zıvanadan çıktı.

Bugüne kadar yapılan kriminal araştırmalar, çocuk pornosunun uluslararası yönetim merkezinin Hollanda olduğunu gösteriyor. Bu öylesine bir sektör ki zayıf karakterli ruhların, kimi zaman tek bir DVD kopyada 1000-1500 dolara ulaşan "zengin işi" bir eğlence karşısında direnebilmeleri imkânsız. Nitekim, AKP milletvekili Turan Çömez de 17 aylık o gariban bebeğin başına gelenlerden sonra yaptığı araştırmaların, onu 80-90 milyar dolarlık ticaret hacmi bulunan ürkütücü bir sektöre götürdüğünü söylüyor. Bütün bu devâsâ para havuzunun içi ise o küçücük bedenlerin kanıyla dolmakta…

Çocuk pornosunun en tehlikeli boyutlarından biri de bu iş için sömürülen sokak çocuklarının, eğer yaşadıklarını başkalarına anlatacak yaştaysalar birer "tehdit" olarak görülüp, mafya tarafından çekimlerden sonra yok edilmeleri… Bundan yıllar önce, Rusya'da içi ağzına kadar küçük iskeletlerle dolu bir toplu mezar bulunduğunu tüylerim ürpererek okumuştum. Polisin bulguları, onları, iskeletlerin bir çocuk pornosu mafyasının kurbanları oldukları sonucuna götürmüştü. İşte böylesine gözü dönmüş, böylesine gaddar bir sektörden söz ediyoruz.

İzmir'de tacize uğrayan minik kızın acılı serüvenini uzun süre yazılımcı arkadaşlarıyla birlikte takip etmiş olan sağduyu sahibi bir Türk internet uzmanı, "O çocuğa yalnızca tecavüz edilmekle kalınmadı, aynı zamanda tecavüz filme de alındı ve ekibimiz çekilen görüntülerin internet üzerinden ABD'ye, Kanada'ya transfer edildiğini saptadı. Bu olayı devletin bütün ilgili makamlarına yazılı olarak rapor etmemize rağmen hiç kimse bizleri ciddiye almadı" diyor ve hemen ardından da ekliyor: "Göreceksiniz, yakında bebeğin tecavüz görüntüleri uluslararası internet ortamına düşecektir!"

Ne kadar güzel değil mi? Adamlar, üstlerine vazife olmamasına rağmen vicdanî bir dürtüyle olayın izini sürmüşler, yetkililere aylar önce haber vermişler ve devletimiz de horul horul uyumuş.

Bu ülkede çocuk pornosu söz konusu olduğunda "AB kriterleri" falan değil, "Çin yasaları" söz konusu olmalıdır. Türkiye'nin yakın bir gelecekte bu iğrenç meşgalenin ticarî merkezi olması riskini kökünden bertaraf edebilmek için yapılması gereken tek şey bu... Bu tür filmleri çekmeye niyetlenenlerin, çekenlerin ya da satın almak isteyenlerin kıçları feci şekilde tutuşmalı, yakalandıklarında başlarına geleceklerden ölesiye korkmalılar. Oysa, şu anki durum hiç de öyle değil. Hatırlarsınız, daha bir kaç yıl önce aynı suçtan yakalanıp sansasyonel duruşmalar eşliğinde yargılanan Bursalı bir rehberlik öğretmeni, daha kamuoyunun öfkesi bile dinmeden tahliye olmuş, ardından da tekrar aynı işle uğraşırken enselenmişti. Çünkü, dediğimiz gibi, işin kârı, riskinin fersah fersah ötesinde...

Sokaktaki çocuklarına sahip çık, ey Türk devleti… Çünkü onlar senin hem onurun, hem de gelişmişlik göstergendir. Eğer Akmerkez'i bir gelişmişlik göstergesi sayıyorsan, onlardan Brezilya'da da var, Tayland'da da! Bu şeytanî sektörü ülkemizin topraklarında kurmaya ve yaygınlaştırmaya çalışanları, gerekirse en sert yöntemlerle ortadan kaldırmak zorundasın. Emin ol, kimse geberttiklerinin ardından bir damla bile gözyaşı dökmeyecektir.

Ana Sayfa