1. Bu site çerez kullanmaktadır. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde çerez kullanımı ile ilgili site koşullarını kabul etmiş sayılırsınız. Daha Fazlasını Öğren.

Kabirde ölü nasıl azap çeker?

Konusu 'Ölüm ve Sonrası' forumundadır ve rabia tarafından 29 Temmuz 2012 başlatılmıştır.

  1. rabia

    rabia Çalışkan Üye Silver

    Hep merak etmişimdir aslında. Öldüğümüz zaman mezarda neler oluyor diye. Kabir ziyaretine gittiğimiz zamanlarda mezar taşlarındaki yazıları okumaya çalışırdım. Acaba ne zaman yaşamış kaç yaşında vefat etmiş, şimdi ne haldedir o mefta diye düşünürdüm. Dualarımızı okur dönerdik, bir gün bizim de burada olacağımızı düşünmemeye çalışırdık. Çocukluk işte. Sanki şimdi farklı mı?

    Büyüklerimizin ve hocalarımızın sohbetlerinin önemli bir kısmı da bu konuda. Zaman zaman kabir azabının olmadığına dair yazılar görüyorum. Delil olarak da Kur’an da kabir azabından bahsedilmediğini söylüyorlar. Kur’an-ı Kerim’de kabir azabı ile ilgili ayetler yok, nasıl abdest alınacağı da yok namazın farzı sünneti de yok, camilerin modeli de. Namazı Rasulullah’ın (s.a.v) izah ettiği şekli ile kabul ediyor ve kılıyorsak kabir hayatı ile ilgili bildirdiklerine de aynı şekilde inanmak durumundayız. Kur’an-ı Kerim ve diğer dini kitapları incelediğini iddia eden insanlar onu anlamak için değil dinde kusur bulmak için didikliyorlar. Oysa sahih hadislerde izah edildiği gibi kabir hayatı vardır azab da ikram da yaşanmaktadır. Nasıl bir hayat olduğu da çeşitli kaynaklarda geniş bir şekilde izah edilmektedir.

    Kabirde azap ve ikram ruha mı bedene mi olacak diyerek başlayayım konuya:

    Kabirdeki azap ve nimet ruhla bedenin her ikisine birlikte olacaktır. Bu görüş, Ehli Sünnetin ve müslümanların çoğunluğunun görüşüdür. Aslında nasların zahirinden de bu anlaşılmaktadır ve akılla bu naslan tevil etmeye de lüzum yoktur.

    Ölünün bedeninin azap veya nimetten hissedar olmasını imkansız görenler, bunun iki yönden imkânsız olduğunu söylemektedirler: Birincisi, ölünün cesedenin çoğu kez ölümle birlikte veya toprakta çürümesiyle ortadan kalktığını ve tam olarak mevcut olmayan bir bünyeye hayat verilip de, azap veya nimet tattırılmasının imkânsızlığını sanmaları. İkincisi ise, Ölüde hiçbir nimet yada azap eserini göremeyişleri ve çoğu kez bir tabutla veya dar bir lahde defnedilen ölünün, hadislerde bildirildiği gibi, oturmasını falan imkânsız saymaları.

    Bunların bu itirazlarını sıralayan Teftazânî, kabir hayatı hakkında zikredilenlerin hiçbirinin diğer harikulade şeyler gibi, imkân dairesi haricinde ve imkânsız olmadıklarını, doğru sözlü Peygamber(s.a.v) bunları haber verdiği için de tasdik etmelerinin gerekli olduğunu belirtmektedir. Ve insanın, azap ve nimetten etkilenmesi için bütün vücudunun sağ sâlim kabirde bulunmasının şart olmadığını, Allah( c.c) isterse yırtıcı hayvanın karnındaki parçalara bile bu azap ve nimeti tattırabileceğini, veya beden ortadan kalktıktan sonra insanın aslî cüzleri üzerine bu azap veya nimetin devam edeceğini söylemekte; Allah’ın( c.c) her şeye kadir olduğunu kabul edenlerin, O’nun lahdi veya tabutu genişletmesinde de hiçbir imkânsızlık görmemeleri gerektiğini belirtmektedir. İnsanın bütün bu olanları görememesi de, reddetmesini gerektirmez. Çünkü Allah Tealâ( c.c), bazı şeyleri, hikmetine binaen insanlardan saklı tutmuştur.

    Bazı hadis-i şeriflerde suâl esnasında ruhun bedene iade edildiği zikredilmektedir. Âlimlerden bir kısmı, suâlden sonra ruhun tekrar Cennet veya Cehennem’deki yerine döneceğini belirtirken Eş’arî ve Matüridîlerin çoğu, Allah’ın( c.c) ölünün cesedinde azabın acısını duyacak veya nimetin lezzetini tadacak kadar bir hayat yaratacağını söyleyip ruhun cesede iadesi hususunda bir şey söylemekten çekinmişlerdir, ölünün bu kadar bir hayat için ruhunun cesedine tam olarak iadesinin gerekmeyeceğini, bunun ancak kudret ve ihtiyarî fiillerin de bulunduğu tam bir hayatta gerekli olacağını söyleyen âlimlerimiz, bunu kalp sektesi geçiren adamın durumuna benzetmektedirler. Nasıl ki kalp sektesi geçiren bir adam -aslında diri olduğu halde- kudreti ve fiilleri olmadığı için, biz onun diriliğini bilemiyorsak, aynı şekilde kabirdeki ölünün hayatını da bilemeyiz. (5) Bunu Peygamber efendimiz ( s.a.v), kendisinde ruh olmadığı halde bir dişin ağrımasına benzetmiştir. Kendisine gelen bir adam: “İçinde ruh olmadığı halde, et kabirde nasıl bir acı duyar?” diye sorunca Rasulullah (s.a.v): “İçinde ruh olmadığı halde dişin ağrıdığı gibi.” cevabını vermiştir. Rasulullah ( s.a.v) bu cevabı ile nasıl ki ruhsuz sandığın diş ağrı ve acı duyuyorsa, ruhsuz sandığın ceset de, ruhla irtibatı dolayısıyla, acı ve ağrı duyar, demek istemiş, illa da ruhun cesede girmesinin şart olmadığına işaret etmiştir. Burada o, adamın bedenin azap duymasına olan inancını tenkid etmemiş, tasdik etmiştir ki, bu da ruhla birlikte bedenin de kabirde azap duyacağına delildir.
    Peygamber efendemiz (s.a.v) in Bedir Savaşı’nda öldürülen müşriklerin dolduruldukları kuyunun başına gelerek oradan onlara: “Rabbinizin size vadettiği (azabı) gerçek olarak buldunuz mu?” diye hitab etmesi de cesetle ruhun birlikte azap gördüğüne delâlet eder. Çünkü eğer kabirdeki cesetler hiçbir şey duymayacak olsalardı Rasulullah( s.a.v) onlara kuyunun başından hitabetmezdi. Kaldı ki, onun bu hareketini yadırgayıp: “Ölülere mi sesleniyorsun, hiç ölüler duyar mı?” diyenlere: “Siz onlardan daha iyi işitmiyorsunuz, yani sizden bile iyi duyarlar.” diye cevap vermiştir.
    Kabirdeki azap ve nimetin ruh ve cesedin ikisine birlikte olacağını belirten âlimler, ruh ve cesedin -içice olmasalar bile- aralarında bir bağlantı, bir ittisal bulunacağını ve böylece Cennet nimetleri içinde, yahut Siccin’de olan ruhun duyduğu zevk veya elemden bedenin de hissedar olacağım söylemişlerdir. Bunu, güneşin gök yüzünde olduğu halde, dünya üzerinde ve arzda (yeryüzünde) ışığının ve ısısının hissedilmesine benzetenler olduğu gibi, uyuyan bir kimsenin uykusunda gördüğü bir rüyadan dolayı bedeniyle de acı yahut lezzet duymasına teşbih edenler de vardır, Suyûtî, kabirdeki ittisalin uykudakinden daha kuvvetli olduğunu söylemektedir.

    Allah Tealâ dünyada herşeyin bir numunesini yaratmıştır ki, uyku da ölümün misâlidir. Nasıl insan, gözleri kapalı ve bütün duyuları idrakten yoksun olduğu halde rüyasında gördüğü korkulu şeylerden ötürü terler döküyor, titriyor veya gördüğü hoş bir rüyadan ötürü bedenen de lezzet duyuyorsa, aynı şekilde ölünün göreceği azap yahut nimetten bedeni de etkilenecektir. Azap acı duymak olduktan sonra bunun uykuda, yahut uyanıkken olması arasında fark var mı? İsterse vücudunda onun izleri kalmasın.

    Yine ruh ile bir ilgisi bulunduktan ve onunla birlikte azap veya nimeti hissettikten sonra, beden ister et olsun, ister kemik, isterse de toprak. Ne fark eder ki…

    Âlimlerimizden bazıları, kabirdeki bu ittisalin, bedenin tek çürûmeyen parçası olan kuyruk sokumu kemiğine, ya da insanın doğumundan ölümüne kadar değişmeyip daima aynı kalan aslî parçalara olacağını söylerler. Böylece cesedi ortadan kalkmış olanların azap veya nimeti hissetmesi imkân dahiline girmiş olur, imkânsız olduğunu söyleyenlerin itirazları da ortadan kalkar.
    Zaten kabirde bizzat azap veya nimeti tadacak olan ruhtur. Beden onun vasıtasıyla azabın acısını yahut nimetin lezzetini duyacaktır. Bu sebeple mü’minlerin ruhları Cennet’te bizzat lezzetlenirken, meselâ Üçler Mezarlığındaki aslî parçalarıyla olan ilgileri sebebiyle beden de Cennet nimetleriyle lezzet duyar. Kâfirlerin de aynı şekilde ruhlarının çektiği azaptan bedenleri de elem duyar. İşte bu sebeple mü’minin kabri Cennet bahçelerinden bir bahçe, kâfirinki de Cehennem çukurlarından bir çukur olur.
    Kabirdeki ölüde azap veya nimetin eserinin görülmeyişine gelince: Önce şunu bilmeliyiz ki, dünya ile âhiret âlemi birbirinden çok farklıdır. Ve biz ancak dünya ölçülerine göre duyu organlarımızın algılama alanına giren şeyleri algılayabiliriz. Tıpkı bir radarın, görüş açısına giren cisimleri haber vermesi gibi. Biz dünyadaki varlıkların bile pek çoğunu, duyu organlarımızın algılama alanlarına girmediği, yahut algılayabilmemiz için gerekli şartlar mevcut olmadığı için algılayamazken, nasıl olur da dünya ötesi âlemi algılamaya kalkışırız. Yahut algılamayamadık diye inkâr ederiz? Bu tıpkı yanımızda uyuyup da rüya gören bir kimsenin gördüğü rüyayı -biz bir şey görmedik- diye inkâr etmemize benzer ki, bu ne kadar gülünç ise, kabir âleminde olanları göremiyoruz, duyamıyoruz diye inkâr edenlerin hali de en az o kadar gülünçtür.

    Araştırıcı Lincoln Bernett: “İnsanın, kendisini çevreleyen gerçeklerden algılayabildiği (idrak edebildiği), duyu organlarının güçsüzlüğü nedeniyle sınırlıdır. İnsanın gözü daha duyarlı olsa, meselâ X ışınlarının dalgalarını fark edebilse, yeryüzü kendisine şimdiki gördüğünden bambaşka şekilde görünürdü.” demiştir.

    Peygamberimiz (s.a.v) ashabıyla birlikteyken ona Cebrail (As) geliyor ve vahiy getiriyordu. Yanındakiler hiç biz görmedik diye Cebrail’in geldiğini ve vahiy getirdiğini inkâr ediyorlar mıydı? Eğer öyle deselerdi, kendileri de peygamber olmayı istiyorlar demek olmaz mıydı? Çünkü Cebrail (As) ı görmek ve duymak peygamberlere mahsustur.

    “Duyu organları yoluyla insanın bilgisi, ışık hızıyla sınırlı ve bağlıdır. Işık hızına eşit veya ondan üstün hızla hareket eden cisim insanoğluna göre hiçtir. Fakat bundan, böylesi hızla hareket eden varlık, yaratık ve diğer âlemlerin yokluğu veya bulunamayacağı anlamı çıkmamaktadır.” Aksi halde göremiyorum diye inkâr etmek, körün güneş ışığım veya sağırın bülbül sesini inkâr etmesi gibi olur.

    Öyleyse -bütün sem’iyyât konularında olduğu gibi-kabir hayatı ve kabirdeki azap veya nimetin keyfiyeti hususunda da akıllı insana yakışan, o âlemi Allah’ın(c.c) lütfuyla bizzat idrak etmiş olan Peygamberimiz ( s.a.v) in haber verdiklerini olduğu gibi kabul etmek, üzerinde fazla kafa yormamak, hele inkâra hiç kalkışmamaktır.
     
    Yüklüyor...

Sayfayı Paylaş

Users found this page by searching for:

  1. ramazan ayında ölen kişi kabir azabı çeker mi

    ,
  2. ramazanda kabir azabı

    ,
  3. ramazan ayında ölüler

    ,
  4. bir ölunun azabı,
  5. olen insan nasil azap ceker,
  6. ölünün azabı,
  7. Kabirde beden azap cekermi,
  8. kabirde azabi ruhmu ceker bedenmi,
  9. oldugmuz zaman mezarda ne olur,
  10. ruh mu kabir azabi ceker yoksa bedenmi,
  11. kabir azabı bedene mi ruha mı,
  12. islamda ruhmu bedenmi,
  13. beden azab ceker mi,
  14. ölüler acı çeker mi,
  15. insan ölürken acı çeker mi