1. SOMA'da hayatını kaybeden kardeşlerimize Allah'tan rahmet, geride kalanlara baş sağlığı diliyoruz.

Namaz kılarken oluşan şüpheler unutkanlık

Konusu 'Namaz Hakkında' forumundadır ve El-Emin tarafından 2 Mart 2013 başlatılmıştır.

  1. El-Emin

    El-Emin Tecrübeli Üye Administrator

    Katılım:
    23 Mart 2005
    Mesajlar:
    3.348
    Media:
    46
    Albums:
    2
    Beğenileri:
    127
    NAMAZ KILARKEN OLUŞAN ŞÜPHELER

    “İnsan, nisyan ile malûldur.” sözü ne kadar da mânidâr. Özel ilâhî koruma altında olmayan biz insanların en belirgin özelliklerinden birisi de, hiç şüphesiz ki unutkanlıktır.

    Unutkanlık veya bir konudaki tereddütlerimiz, günlük yaşamımızdaki olağan işlerde vâki olduğu gibi, ibâdetlerimizde de ortaya çıkmaktadır. Bu unutkanlık ve tereddütlerin oluşmasında bir çok etkenler söz konusudur. Bu etkenlerden bazıları; günahlarımızın yoğunluğu, ilgi alanlarımızın çokluğu, yapmakta olduğumuz işlere ve ibadetlerimize gereken aşk, şevk ve istekle sarılamamamız... vs. dir.

    Başta Ulu önderimiz, Peygamber efendimiz (a.s) ve bütün Peygamberlerle (a.s) Ehl-i Beyt’in diğer Masûm zâtları (a.s), anladığımız mânâda bir unutkanlık ve şüphelerden berîdirler. Onlar ki ibâdete koyulurken aşk-ı ilâhîden kendilerinden geçiyorlardı. Hattâ, namaz ibâdetinin öncülü durumunda olan abdesti alırken bile, o gül benizleri bir sonbahar yaprağı misâli sararıyor, o yüce dîvâna, o kişisel küçük mirâca çıkmanın heyecânı tüm benliklerini sarıyor ve dünyadan kopuyorlardı. Hal böyle iken, nasıl olur da Onlar (a.s) bizim gibi kalbi manen ölme noktasına gelmiş, bütün vücuduna ve hislerine gaflet perdesi çekilmiş, günahlar ile yoğrulmuş kimselerin unutkanlığı ve şüphesi gibi bir şüphe ve tereddüde düşebilirler.
    Onların (a.s), namazda dûçâr oldukları şüpheler ve yanılmalar ile ilgili bize ulaşan rivâyetlere gelince, deriz ki;
    O kudsî zâtlar (a.s) ibâdetlerin yapılması noktasında insanlığa örnektirler. Dolayısıyla, bizlerin karşılaşacağı unutkanlık ve şüphe hallerinde, neler yapmamız gerektiğini uygulamaları ile bize öğretmişlerdir. Öyle ki, bizler hatalarımızı telâfî etme yol ve erkânını öğrenmiş olalım.

    Sözümüzü, yüce Rabbimizin bizlere öğrettiği bir duâ ve niyaz ile noktalıyor, ve O’ndan yardım diliyoruz.
    “... Ey Rabbimiz! Unutur, yahut yanılırsak bizi sorumlu tutma! ...” [Bakara (2): 286]

    Namaz kılarken oluşan şüphelerin bir çok kısımları vardır. Bunlardan namazı bozan şüpheler şunlardır:

    1.Sabah namazı ve seferdeki namazlar gibi iki rekatlı namazların rekat sayısında şüphe etmek. Ancak, iki rekatlı sünnet namazlarındaki şüpheler namazı bozmaz.

    2.Üç rekatlı namazların rekat sayısında şüphe etmek.

    3.Dört rekatlı namazlarda bir rekat mı yoksa daha fazlamı kılındığı hakkında şüphe etmek.

    4.Dört rekatlı bir namazda ikinci rekatın ikinci secdesini tamamlamadan önce, iki rekat mı yoksa daha fazla mı kılındığı konusunda şüphe etmek.

    5.Kaç rekat kıldığını bilmeyip, namazın bütün rekatlarında şüphe etmek.

    Yukarıdaki belirtilen hallerde namaz da iken şüpheye düşen bir kimse, hemen namazını bozmamalıdır. Namazını fesâda uğratmayacak bir şekilde şüphesini gidermeye ve kıldığı rekatları hatırlamaya çalışmalıdır. Bu mümkün olmaz da şüphe giderilemez ise, hangi durumda olunursa olunsun namazdan çıkış selâmı verilerek namaz bozulur ve yeni baştan namaza başlanır.

    NAMAZDA DİKKATE ALINMAMASI GEREKEN ŞÜPHELER

    1. Yerine getirilme zamanı ve mahalli geçmiş amellerdeki şüpheler. Meselâ; rükûya vardıktan sonra Fâtiha’yı okuyup okumadığından şüphe etmek gibi.
    2. Selâm verdikten sonra namazda her hangi bir ameli yapıp yapmadığı konusunda oluşan şüpheler.
    3. Namaz vakti çıktıktan sonra, namaz kılıp kılmadığı ile ilgili ortaya çıkan şüphe.
    4. Bir namazda üç defa veya peş peşe gelen üç namazda (Sabah, öğle, ikindi namazları gibi.) şüphe ederek “çok şüphe eden” ismi kendisine uygun görülen bir kimsenin şüpheleri.
    5. Sünnet namazlarındaki şüpheler.

    Kılınan namazlarda dikkate alınacak şüpheler ve bunlarla ilgili geniş hükümler, daha ayrıntılı bir şekilde kaleme alınmış Ehl-i Beyt yolu İlmihallerinde mevcuttur. O kıymetli eserlere baş vurularakkonular hakkında daha geniş bilgiler edinilebilir.

    SEHİV (YANILMA) SECDESİ VE BU SECDEYİ GEREKTİREN HALLER


    Namazda iken insan bazen öyle dalgın bir halde oluyor ki, o hallerde namazın tamâmına zarar vermeyen ancak, fazilet ve sevâbında eksiklik ve bizde kusur sayılacak bir takım ameller sergileyebiliyor. İşte bu hallere hem Resûl-ü Ekrem (a.s) dilinde ve hem de Ehl-i Beyt’in (a.s) diğer Zât-ı Muhteremleri (a.s) dilinde “Sehiv hâli” denilir. Ve bu sehvin (yanılgının) giderilerek, namazın tamamlanması için “sehiv secdesi=Yanılgı secdesi” denilen bir amel yapılır. Sehiv secdesinin yapılmasını gerekli kılan haller şunlardır ve belirtilen durumlarda sehiv secdesi yapmak farzdır:
    Namazda dalgınlıkla konuşmak.

    Zamansız namazın selâmını vermek. Meselâ; son rekatı kıldığını ve son teşehhüde oturduğunu sanıp, ilk teşehhüdden sonra selâm cümlesini okumak.

    Teşehhüdün tümünü veya bir kısmını unutmak veya secdeyi unutmak.
    Namazın dört rekat mı, beş rekat mı kıldığı konusunda şek ve şüphe etmek.
    Oturulması gereken zamanda yanlışlıkla kıyâma kalkmak, yada tersini yapmak.

    SEHİV SECDESİ NASIL YAPILIR?

    Namazın selâmı verildikten sonra beden Kıbleden her hangi bir tarafa çevrilmeden veya namaz kılmaya engel olacak bir durum ortaya çıkmadan, kalbden sehiv secdesine niyet edilir. Alın, üzerine secde edilmesi uygun olan bir şey üstüne konulur ve şu zikir okunur: “Bismillâhi ve billâhi esselâmu aleyke eyyühennebiyyü ve rahmetullâhi ve berakâtüh.”Sonra, secdeden kalkılarak oturulur. İkinci defa secdeye gidilir. Ve yine bu zikir okunur. Secdeden kalkılır oturarak teşehhüd okunur ve selâm verilerek iki secdeden ibâret olan sehiv secdesi yerine getirilmiş olur.

    Namazdan her hangi bir secdeyi veya bir kaç secdeyiterk ettiğini ya da teşehhüdü okumadığını namazdan çıktıktan sonra hatırlayan bir kimse, henüz yönünü kıbleden çevirmemiş veya namaza mâni bir hal ile -Meselâ; abdestinin kaçması gibi- hallenmemiş ise, önce unutmuş olduğu secde ve teşehhüdüne kalbden niyet ederek onların kazasını yapar. Sonra da sehiv secdesini yerine getirir.

    SEFER (YOLCU) NAMAZI

    İlâhî bir kolaylık ve hediye olarak, Peygamber efendimiz tarafından ümmetine beyân edilen, yolculukta namazların kısaltılması belli şartlar dâhilinde mümkündür.

    Günlük beş vakit olarak kılınan farz namazlardan, sabah ve akşam namazlarında her hangi bir kısaltma yapılmazken, yalnızca; öğle, ikindi ve yatsı namazlarının farzları şartlar uygun ise kısaltılarak ikişer rekat olarak kılınırlar.
    Ehl-i Beyt erkânına göre, şartları uygun düşen yolculuk durumlarında belirtilen namazların kısaltılması ruhsat (kısaltılsa da olur, kısaltılmasa da olur şeklinde.) değil mutlaka gereklidir. Öylesi durumlarda namazı tam kılmak ibâdeti geçersiz kılar ki, “seferde bile-bile namazları kısaltmadan kılmak, hazarda (yolcu olunmayan normal hallerde) namazı kısaltmak gibidir.” buyrulmuştur.

    Bir kimsenin namazlarını ikişer rekat olarak kılabilmesi için gerekli olan şartlar şunlardır:

    BİRİNCİ ŞART: İkâmet edilen yerin (şehir, köy vs.) çevresindeki surlardan ya da en son evinden başlamak üzere, gidiş-geliş toplam yaklaşık olarak (48) kırksekiz kilometre olacak bir yolculuğa çıkılmış olmalıdır.

    İKİNCİ ŞART: Yolculuğun başlangıcından itibâren niyet (kasıt) belirtilen mesâfe için olmalıdır.

    ÜÇÜNCÜ ŞART: Yolda, gidilecek mesâfe ile ilgili niyetten dönülmemeli, şüphe ve tereddüde düşülmemelidir.

    DÖRDÜNCÜ ŞART: Belirtilen mesâfeye ulaşmadan, ikâmet ettiği vatanından geçmek yada on gün veya daha fazla bir yerde kalmak niyeti olmamalıdır.

    BEŞİNCİ ŞART: Yolculuk harâm bir iş için olmamalıdır.

    ALTINCI ŞART: Yolculuğa çıkan kimse, sürekli yer değiştiren veya göçebe hayatı yaşayanlardan olmamalıdır.

    YEDİNCİ ŞART: Şoför, sürekli zamanı yollarda geçen, işi yollarda olan bir kimse olmamalıdır. Bu durumda olan kimseler yalnızca ilk yolculuklarında namazlarını diğer şartlar uygun ise seferi olarak kılarlar.

    SEKİZİNCİ ŞART:
    Ruhsat haddine ulaşmış olmalıdır. Yani; İkâmet edilen vatandan, şehrin duvarlarının görülemeyeceği veya ezan seslerinin işitilemeyeceği bir mesâfe uzaklaşılmış olunmalıdır.

    Kişinin kendi ikâmeti ve yaşaması için seçtiği yer onun vatanıdır. İster orda dünyâya gelmiş ve anne-babasının vatanı olsun, isterse kendisi orayı ikâmet etmek veya yaşamak için seçmiş olsun fark etmez.
    Bir kimse iki yerde yaşamını sürdürüyorsa (Mesela; altı ay bir şehirde ve altı ay da başka bir yerde kalıyorsa) her iki yer de onun vatanı sayılır.

    Bir kimse belirtilen mesâfe miktarıikamet ettiği bir yerden uzaklaştığında, gitmiş olduğu yerde on günden az kalacağı taktirde namazlarını kısaltır ve seferî olarak kılar. Ancak on gün veya daha fazla kalacak ise o taktirde namazlarını tam kılar. Yalnız, gittiği yerden on günden az kalacağını zanneden kimse bugün-yarın dönerim zannı ile otuz gün de kalmış olsa o zaman zarfında namazlarını seferî olarak kılmaya devam eder. Otuzuncu günden itibâren de namazlarını tam kılmaya başlar.

    Yolcu olan bir kimse belirtilen şartlarla farz olan namazlarda kısaltmaya gitmekle birlikte, dilerse vakit namazlarının sünnetlerini tam olarak kılar, dilerse terk eder. Herkes bu konudaki tutumunu içinde bulunmuş olduğu hâl ve gidişâta göre ayarlar.
    #1
  2. dua dilencisi

    dua dilencisi Acemi Üye Süper Moeratör

    Katılım:
    4 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    1.269
    Beğenileri:
    0
    NAMAZDA DİKKATE ALINMAMASI GEREKEN ŞÜPHELER

    1.
    Yerine getirilme zamanı ve mahalli geçmiş amellerdeki şüpheler. Meselâ; rükûya vardıktan sonra Fâtiha’yı okuyup okumadığından şüphe etmek gibi.
    2. Selâm verdikten sonra namazda her hangi bir ameli yapıp yapmadığı konusunda oluşan şüpheler.
    3. Namaz vakti çıktıktan sonra, namaz kılıp kılmadığı ile ilgili ortaya çıkan şüphe.
    4. Bir namazda üç defa veya peş peşe gelen üç namazda (Sabah, öğle, ikindi namazları gibi.) şüphe ederek “çok şüphe eden” ismi kendisine uygun görülen bir kimsenin şüpheleri.
    5. Sünnet namazlarındaki şüpheler.
    NAMAZDA DİKKATE ALINMAMASI GEREKEN ŞÜPHELER

    1.
    Yerine getirilme zamanı ve mahalli geçmiş amellerdeki şüpheler. Meselâ; rükûya vardıktan sonra Fâtiha’yı okuyup okumadığından şüphe etmek gibi.
    2. Selâm verdikten sonra namazda her hangi bir ameli yapıp yapmadığı konusunda oluşan şüpheler.
    3. Namaz vakti çıktıktan sonra, namaz kılıp kılmadığı ile ilgili ortaya çıkan şüphe.
    4. Bir namazda üç defa veya peş peşe gelen üç namazda (Sabah, öğle, ikindi namazları gibi.) şüphe ederek “çok şüphe eden” ismi kendisine uygun görülen bir kimsenin şüpheleri.n faydalı
    5. Sünnet namazlarındaki şüpheler.



    Allah razı olsun faydalı bilgileriniz için iyi paylaşımlar...
    #2
  3. serhad55

    serhad55 Acemi Üye Süper Moeratör

    Katılım:
    8 Şubat 2007
    Mesajlar:
    408
    Beğenileri:
    6
    Çok değerli ve önemli konulardan birini bizimle paylaşmışsın, Allah c.c. razı olsun.
    okuyup istifade etmek söz konusu olan bizleri mutlaka rahatlatacaktır.
    #3

Sayfayı Paylaş

Users found this page by searching for:

  1. namazda unutkanlik

    ,
  2. namaz icinde suphe

    ,
  3. namaz unutkanlık

    ,
  4. namaz kılarken yanılırsak ne yapmalıyız