1. Bu site çerez kullanmaktadır. Siteyi kullanmaya devam etmeniz halinde çerez kullanımı ile ilgili site koşullarını kabul etmiş sayılırsınız. Daha Fazlasını Öğren.

Nasrettin Hoca (Çocukluğu) :-)

Konusu 'Resim ve Karikatürler' forumundadır ve Nefer34 tarafından 5 Eylül 2008 başlatılmıştır.

  1. Nefer34

    Nefer34 Acemi Üye
    Silver

    Katılım:
    12 Haziran 2008
    Mesajlar:
    1.579
    Beğenileri:
    2
    [​IMG]

    nasrettin-hoca-kimdir-hayat.jpg
    Nasrettin Hoca / Hayatı – Kişiliği ve Fıkraları

    13. yüzyılın sonu ile 14. yüzyılın başı arasında yaşadığı düşünülen, düşünceye yönelik mizah anlayışının en önemli örneklerini sunan bir zekâ abidesi; fıkraları dilden dile pelesenk olan büyük bir halk bilgesi, kurnazlığın ve hazır cevap olmanın en güzel örneklerini sergileyen bir düşünür ve aynı zamanda etkili bir hatip, toplum eğitmeni…Birçok ilde kendisini benimseyen halk tarafından adına türbeler inşa ettirilen ve herkesin bağrına basıp, ondan akıl danıştığı bir aksakal olan Nasrettin hoca Selçuklular döneminde Konya ve Akşehir civarında yaşadığı düşünülen büyük bir bilgindir. Gülünç ve aynı zamanda düşündürücü sözleriyle insanları kendisine hayran bırakan aksakallı Nasrettin hoca, tarihimizde gelmiş geçmiş en önemli fıkra kaynaklarından biridir.Onun fıkra anlayışı, öyle basit bir espri ile insanları güldürmekten çok, hem düşündürüp hem güldürmeyi amaçlayan kurnazlık temellidir.Türk halk bilgesi ve fıkra kahramanıEskişehir’in Sivrihisar ilçesinin Hortu köyünde 1208 yılında doğdu, 1284 yılında Akşehir’de öldü Babası Hortu köyü imamı Abdullah Efendi, annesi aynı köyden Sıdıka Hatun’dur. Önce Sivrihisar’da medrese öğrenimi gördü, babasının ölümü üzerine Hortu’ya dönerek köy imamı oldu. 1237′de Akşehir’e yerleşerek, Seyyid Mahmud Hayrani ve Seyyid Hacı İbrahim’in derslerini dinledi, İslam diniyle ilgili çalışmalarını sürdürdü. Bir söylentiye göre medresede ders okuttu, kadılık görevinde bulundu.[FONT=Verdana][/font]
    Bu görevlerinden dolayı kendisine Nasuriddin Hâce adı verilmiş, sonradan bu ad Nasreddin Hocabiçimini almıştır. Onun hayatıyla ilgili bilgiler, halkın kendisine olan aşırı sevgisi yüzünden, söylentilerle karışmış, yer yer olağanüstü nitelikler kazanmıştır. Bu söylentiler arasında, onun Selçuklu sultanlarıyla tanıştığı, Mevlânâ Celâleddin ile yakınlık kurduğu, kendisinden en az yetmiş yıl sonra yaşayan Timur’la konuştuğu, birkaç yerde birden göründüğü bile vardır.Fıkralarının ÖzellikleriNasreddin Hoca’nın değeri, yaşadığı olaylarla değil, gerek kendisinin, gerek halkın onun ağzından söylediği gülmecelerdeki anlam, yergi ve alay öğelerinin inceliğiyle ölçülür. Onun olduğu ileri sürülen gülmecelerin incelenmesinden, bunlarda geçen kelimelerin açıklanışından anlaşıldığına göre o, belli bir dönemin değil Anadolu halkının yaşama biçimini, güldürü öğesini, alay ve eğlenme türünü, övgü ve yergi becerisini dile getirmiştir.Onunla ilgili gülmeceleri oluşturan öğelerin odağı sevgi, yergi, övgü, alaya alma, gülünç duruma düşürme, kendi kendiyle çelişkiye sürükleme, dinin temel kabulleriyle çelişmeden çok ince bir söyleyişle hoşgörüyü yeğlemedir. O, bunları söylerken bilgin, bilgisiz, açıkgöz, uysal, vurdumduymaz, utangaç, atak, şaşkın, kurnaz, korkak, atılgan gibi çelişik niteliklere bürünür. Özellikle karşısındakinin durumuyla çelişki içinde bulunma, gülmecelerinin genel özelliğidir. Bu özellikler Anadolu insanının, belli olaylar karşısındaki tutumunu yansıtan, düşünce ürünlerini oluşturur. Nasreddin Hoca, halkın duygularını yansıtan, bir gülmece odağı olarak ortaya çıkarılır.Söyletilen kişi, söyletenin ağzını kullanır, böylece halk Nasreddin Hoca’nın diliyle kendi sesini duyurur. Nasreddin Hoca, bütün fıkralarında, soyut bir varlık olarak değil, yaşanmış bir olayla, bir olguyla bağlantılı bir biçimde ortaya çıkar. Olay karşısında duyulan tepkiyi ya da onayı gülmece türlerinden biriyle dile getirir. Tanık olduğu olaylar, genellikle, halk arasında geçer.Nasreddin Hoca fıkralarında dile gelen, onun kişiliğinde, halkın duygularını yansıtan başka bir özellik de eşeğin yeridir. Hoca eşeğinden ayrı düşünülemez.Karakaçan onun taşıtı, bineği olduğu kadar belirli özellikleri olan bir arkadaş karakteri de simgeler.Bir fıkra örneği: “Sıkarken”Nasrettin hoca bir gün yolun kenarında kedisini yıkıyomuş.Yoldan geçen arkadaşı hocaya:
    -Hocam kediyi yıkama ölür.
    demiş.Hoca aldırış etmemiş ve yıkamış.Arkadaşı dönüşte hocayı tekrar yolun kenarında görmüş.Kedi ölmüştü. adam:
    -Hocam ben size kediyi yıkamayın ölür demedimmi? demiş.Hoca:
    -Ben kediyi yıkarken ölmediki sıkarken öldü demiş.
     
    #1
    Son düzenleyen: Moderatör: 8 Nisan 2012
    Eski Konular
    Yüklüyor...
  2. alamut--

    alamut-- Guest

    Katılım:
    12 Haziran 2008
    Mesajlar:
    1.414
    Beğenileri:
    0
    Eğitimci Olarak Nasreddin Hoca

    Nasreddin Hoca, aynı zamanda bir eğitimcidir. Üstelik onun eğitimciliği sadece medrese ve oradaki talebelerle sınırlı kalmaz. Onun eğitimciliği toplumla da ilgilidir. Toplum içerisinde de yanlış bulduğu her şeyi eleştirmekten, işin doğrusunu göstermekten geri kalmaz. Tabi bunu yaparken yine hukuk konusunda olduğu gibi eğitim konusunda da yeni nazariyeler peşinde değildir. Devrinde geçerli olan eğitimin temel amaçlarının fert ve toplumda yansıma biçimleri üzerinde durur. Eğitimde psikolojiyi, insan ve toplum gerçeğini çok önemser ve eğitimle insan hayat arasında sürekli ilişkiler kurur. Soyut bir alanda kalmaz.
    Hoca, bir eğitimci olarak fert ve toplum eğitiminde belli ilkelerin sahibi bir insandır. Bu ilkelere göre insanları eğitirken kendine özgü yöntemleri de vardır. Hoca, özellikle bu yönü bugünün eğitimcileri için de çok zengin bilgiler içermektedir.

    Hoca, eğitimde herkesi aynı düzlemde düşünmez. Ferdi farklılıkları dikkate alır. Batılı eğitimcilerin ancak 17. yüz yılda fark edebildikleri bu meseleyi Hoca, onlardan çok önce fark etmiş ve uygulamıştır. Buna bağlı olarak da peygamberi bir eğitim geleneğini sürdürerek insanlara akılları, kabiliyetleri ölçüsünde hitap etmekte, onların psikolojik özelliklerini mutlaka dikkate almaktadır. Mesela cimri bir komşusuyla ilgili şu fıkraya bakalım: Bu adam, bir gün göle düşer. Arkadaşları ona yardım etmek isterler. “Elini ver de seni çıkaralım” derler. Fakat, adam boğulup ölme tehlikesine karşın elini vermez. Cimrilik bu denli ruhuna işlemiştir. Onun bu durumunu bilen Hoca bu duruma uygun bir yöntemle adama “ Alın elimi, sizi çıkarayım” deyince adam Hoca’nın elini tutar ve boğulmaktan kurtulur.

    Yeni durumlara alışma, insan tabiatının bir özelliğidir. Hoca, bu gerçeği bilen bir eğitimci olarak eğitimde bunu da dikkate alır. Şu fıkrada Hoca’nın söyledikleri bu tutuma örnek olarak verebiliriz: Adamın birine babasında büyük bir miras kalır. Adam, kısa zamanda bu serveti tüketir. Hoca’ya gelerek 2elimde avucumda hiçbir şey kamlardı. Hocam buna bir çare” diye yalvarır. Hoca, gayet sakin “Merak etme yakında bu dertten kurtulursun” der. Adam, sevinçle “Yoksa tekrar zengin mi olacağım” deyince de “ Hayır, parasızlığa alışacaksın.” der.

    Hoca, yine söylenmesi gereken doğruları, ulu orta her yerde söylemez. Uygun zamanı kollar. Fırsatını bulur bulmaz da kendine özgü tatlı üslubuyla söyler. Çünkü sözün etkisi için bu zamanlama çok önemlidir. Yine, muhataplarının seviyeleri dikkate almak Hoca’nın bir başka eğitim yöntemidir. Çünkü, Hoca’nın öğrencileri bütün bir halktır. Hatta bunlar arasında
    Türk ve Müslüman olmayan bile vardır. Fıkralarından da anlaşılacağı üzere kadın erkek genç ihtiyar yerli yabancı, yönetici… Hoca’nın devamlı ilişki içinde olduğu insanlardır. Hoca, bu anlamda kime hangi dil ve üslupla söyleyeceğini çok iyi bilir. Sözlerinin tesirli olmasının bir sebebi de budur.
    Bilim adamlığı konusunda da söylendiği gibi Hoca, boş şeyleri, insanlar bir yararı olmayacak şeyleri asla tartışmaz. Onun tartışacağı konular mutlaka akla ve sağduyuya dayalı olmalıdır. Aksi halde Hoca’yı bu tür tartışmaların içinde göremeyiz. Onu böyle tartışmaların içine çekeceklere de unutamayacakları bir ders vermekte Hoca’nın üstüne yoktur.

    Eğitimde somutlaştırma, örneklendirme çok önemli bir husustur. Hoca, bu konuda da çok hassastır. En girift meseleler onun dilinde beş duyu ile algılanabilecek bir hale gelir. Üstelik verdiği örnekler çok canlıdır.
    Soru-cevap yöntemi de Hoca’nın sıkça kullandığı tekniklerden biridir. İnsanı düşünmeye, tasavvura ve araştırmaya yöneten bu teknikle konuları hem ilgi çekici hale getirir. Hem de soruyu soranın cevabını bizzat kendisinin bulabilmesini yolunu açar. Üstelik, soruyu sadece kendisi de sormaz. Muhatabının da soru sormasına imkân verir.
    Eğitim de ceza bugünün de önemli bir sorunudur. Çağdaş eğitimde ceza onaylanmayacak bir tutum olarak benimsenmiştir. Hoca, ise cezanın hiçbir işe yaramayacağını çağlar öncesinden şu ilginç fıkrasında anlatır. Hoca, öğrencilik günlerinde sınıfa girer girmez duvardaki falakayı görür. Hocasına ne olduğun sorar O da “O falakadır. Cennetten çıkmadır. Yaramaz çocukları terbiye etmeye yarar” der. Hocasında bu cevabı alınca “Peki cennetten çıkanı ne yaparlar?” diye sorar. Hocası da “cehenneme atarlar” der. Hoca, bir fırsatını bulup falakayı ocağa atıp yakar. Hocası durumu fark edince de “Ne yaptın falakayı?” sorusuna “Siz cennetten çıkanı cehenneme atarlar demediniz mi? Ben de falakayı bu yüzden cehenneme attım.”der. Bu tutum, Hocanın hem muhatabını kendi ifadeleriyle bağlama, hem de soru cevap yoluyla muhatabını cevap vermez hale getirmesinin de bir örneğidir.

    Yine anlatılan konuya dikkat çekmek, yeri geldiğinde dolaylı, duruma ve konuya göre değişik öğretme teknikleri kullanmak, deneye başvurmak, tanımlarla uğraşmam uygulamaya önem vermek, tek bir kitaba bağlı kalmamak, yararlılık ilkesini gözetmek, yanlıştan dönebilmek, yetenekleri keşfetmek gibi daha pek çok özellik Hoca’nın eğitim metotları arasındadır.
    Hocanın eğitimde ele aldığı ve mücadele ettiği meseleler ise ferdi ve toplumu çürüten, tembelleştiren, boş inançlara iten, ahlaki bozukluklara sürükleyen korulardır. Hoca, bunlarla kendi yöntemleriyle mücadele eder.

    Mesela emeksiz kazanç peşinde olanlara şu fıkrasında kendine özgü yorumuyla şöyle cevap verir: Hoca pazara giderken mahallesindeki çocuklar ona düdük ısmarlarlar. Hoca, “Peki getirim” der. Ama içlerinden sadece birisi para verir. Hoca akşam üstü pazardan dönerken etrafını çeviren çocuklar “hani bizim düdükler?” derler. Hoca da cebinden sadece bir düdük çıkarıp para veren çocuğa verir. Diğerlerine de “Parayı veren düdüğü çalar” diyerek iyi bir ders verir.
    Tembellik en çok mücadele ettiği konulardan biridir. “Allah versin” fıkrasına bakalım: Hoca, bir gün evinin kiremitlerini aktarmakla meşguldür. Gücü kuvveti yerinde bir adam ısrarla kapıyı çalar. Hoca damdan bakar ve adamı görünce ne istediğin sorar. Adam, azıcık aşağıya gelinde size bir şey söyleyeceğim. Hoca işini gücünü bırakıp aşağı iner. Kapıdaki “Allah rızası için bir sadaka” der. Bunun üzerine Hoca, hiç istifini bozmadan “Peki öyleyse gel yukarı” der. Adamı dama kadar çıkarır. Sonra da “Allah versin” diye başından savar. Adam “A Hoca, sende hiç insaf yok mu? Bunu söylemek için mi beni buraya çıkardın?” deyince; Hoca, “İnsafsızlık sende. Sen beni sadaka istemek için aşağıya indirirken iyi de ben seni yukarıya çıkarırken fena mı oldu?” diyerek muhatabını susturur.

    Hoca, fıkraların da kimilerince kurnaz bir tip olarak gösterilse bile onun en çok tenkit ettiği ve hadlerini bildirdiği insanların başında böyle insanlar gelir. Çünkü kurnazlık, bencililiği ve peşinden muhatabını kandırmayı, onun saflığından yararlanmayı getirir. Hoca böylelerine de hadleri bildirir. Hoca’yı Akşehir’in zengin bir adam evine davet eder. Üstelik bunda çok ısrarlıdır. Ama samimi değildir. Hoca bunun farkındadır. Bu yüzden gitmek istemez. Ama ısrarlara dayanamaz ve daveti kabul eder. Bir akşam üstü bu adamın evine gider. Eve yaklaşınca da adamın pencerenin önünde oturduğunu görür. Kapıyı çalar. İçerden gelen “Kim o?” sorusuna kendisini tanıtarak cevap verir ve ev sahibine haber verilmesini ister. Bir süre sonra birisi kapının ardından “Ev sahibi evde yok, dışarı çıktı” der. Hoca, muhatabını incitmek, ona karşı kızmak bağırmak yerine çelebice şu keskin cevabı verir: “Efendine söyle bir daha dışarı çıkarken başını pencerenin önünde unutmasın.”

    Hoca, sadece olumsuzluklarla mücadele etmekle kalmaz aynı zamanda doğruları da öğreten bir örnek ve önderdir. Mesela toplum arasında bir konuda hemen herkes bir olumsuzluğu tenkit eder ama çözüm önerisine gelince kimseden ses çıkmaz. Hoca, böyle bir yanlış karşısında doğru olanı öğreten bir örnektir. Adamın birin evi güneş görmüyormuş. Adam, Hoca’ya bu durumdan yakınır. Hoca adamı dinledikten sonra “Güneş gören tarlan var mı diye sorar. Adam var cevabın verince “ O halde evini tarlaya gotür.” Diyerek adamın sorununa çözüm yolu gösterir.
    [1]



     
    #2
    Son düzenleyen: Moderatör: 8 Nisan 2012
  3. tusem23

    tusem23 Guest

    Katılım:
    28 Temmuz 2008
    Mesajlar:
    1.322
    Beğenileri:
    0
    Kazak Türkleri'nde Nasreddin Hoca ve Fıkraları

    Kazak Türkleri'nde Nasreddin Hoca ve Fıkraları

    Kazak Türkleri arasında pek çok kimse Nasreddin Hoca’nın Akşehirli olduğunu bilmez. Onu Kazak coğrafyasının Çimkent, Almatı, Aktöbe, Kostanay, Semey veya Astana gibi herhangi bir şehrinde yaşamış Kazakların efsanevi kahramanlarından biri olduğunu zanneder.


    Bu durum, elbette sadece, Kazaklar için geçerli değildir. Nasreddin Hoca, nasıl Kazakistan’da bir Kazak ise, Özbekistan’da Özbek, Türkmenistan’da Türkmen, Kırgızistan’da Kırgız ve Tataristan’da da bir Tatar’dır. Bu durum sayamadığımız diğer Türk halkları için de geçerlidir. Onun fıkraları o kadar benimsenmiştir ki, kimse onun Anadolu doğup büyümüş bir şahsiyet olduğunu fark etmez bile.
    İste Nasreddin Hoca’yı benzersiz kılan da budur. Nasreddin Hoca bu yönüyle dünyada tektir. Başka bir deyişle, Nasreddin Hoca tüm Türk Dünyası’nın kendinden bilerek benimsediği ortak edebi şahsiyettir. Bu açıdan bakıldığında, Nasreddin Hoca’nın yaşadığı Akşehir’i de Türk Mizah Dünyası’nın başkenti olarak görebiliriz.

    Biz bu yazimizda Nasreddin Hoca’nin Kazak Edebiyatindaki yeri ve bu konuda yapilan arastirmalar hakkinda bilgi vermeye calisacagiz.

    Yukarida dile getirdigimiz gibi, Kazaklar kendi dillerinin fonotik ozelliklerine uygun olarak “Kocanasir” diye adlandirdiklari Nasreddin Hoca’yi o kadar benimsemistir ki, onun adi Kazak Turkcesine deyim olarak girmistir. Kazakca sozluklere baktigimizda, “Kocanasir” kelimesine “ankav”, yani saf, her seye inanan “angal”, yani bilmemis gibi gorunen ve “ak konil” yani temiz kalpli, iyi niyetli manalarini yuklendigini goruruz (Kazak Tilinin Sozdigi 1999: 398). Bunun disinda sozluklerde sifat olarak da yer almaktadir. Kazak Turkcesinde, Nasreddin Hoca gibi saf kisilere “Kocanasirlav”, Nasreddin Hocalik is manasinda “Kocanasirlik” ve Nasreddin Hoca gibi manasinda “Kocanasirsa” ve “Kocanasirday” deyimleri kullanilmaktadir (Kazak Tilinin Sozdigi 1999: 398). Bunun disinda mizah yayinlarinda “Kocanasir Korcini”, yani “Nasreddin Hoca’nin Heybesi” deyimi yerlesmistir. Ilk defa Kazak Edebiyati dergisinin son sayfasindaki mizaha ayrilan bolume verilen bu isim daha sonra bir cok dergi ve gazetelerin mizah sayfalarina ad olmustur. (Kisibekov vd. 1996: 42) Sadikbek Adambekov Almati’da mizah oykulerinin yayinladigi kitabina[1], oykulerinin Nasreddin Hoca ile hic ilgisi olmamasina ragmen “Kocanasir Kakpasi”, yani “Nasreddin Hoca Kapisi” adini vermistir (Kisibekov vd. 1996: 42).


    Kisibekov Nasreddin Hoca fikralarinin siradan gulduru fikralari olmadigina isaret etmektedir. Ona gore, Kazaklar dunyada uc seyi arsiz olarak gorur: 1. yemek, 2. uyku 3. gulme. Nasreddin Hoca’nin fikralari yukaridaki gibi arsiz gulmeceler degil, arli dusunduren gulmecelerdir (Kisibekov vd. 1996: 42).


    Aslinda Kazaklarda Nasreddin Hoca sadece mizahi bir karakter degildir. O ayni zamanda bilgeligi, cesareti, hazircevapliligi zalim zenginler ile yoneticilere karsi adaleti tesis etmeye calisan bir kahramani temsil eden bir sahsiyettir. Kazak Edebiyatinda Nasreddin Hoca’dan baska da fikra kahramanlari vardir. Bunlarin baslicalari Aldar Kose, Jiyrense Sesen, Tazsa Bala, Kil Kenirdek, Siybut ve Jargak Bas’tir (Sattarov 1987: 5; Meyermanova 2001: 7-20). Bunlar icinde Aldar Kose ve Jiyrense Sesen’in ozellikleri Nasreddin Hoca’ya cok benzemektedir. Bu yuzden ayni fikranin kahramani bazen Nasreddin Hoca, bazen Aldar Kose ve bazen de Jiyrense Sesen’dir. Ayni fikranin bu sekilde farkli kahramanlara mal edilerek anlatilmasi, Kazaklar arasinda yadirganmamakta, hatta aksine normal karsilanmaktadir (Sattarov 1987: 8). Cunku, Aldar Kose ve Jiyrense Sesen karakterlerini inceledigimizde Nasreddin Hoca ile benzer ozellikler tasidigini gormekteyiz.


    Kazak Edebiyatinda akilli ve kurnaz bir sahsiyeti sembolize eden Aldar Kose (Aldatan Kose) hazircevapliligi ve keskin zekasiyla cimri ve zalim zenginler ile beyleri alt eder. Aldar Kose’nin gercekten yasamis bir sahsiyet olup olmadigi konusunda somut deliller yoktur. (Gabdullin 1996: 153-157; Kazak SSR 1989: 111; Meyermanova 2001: 13-15; Kadeseva 1997: 101-104) Aldar Kose fikralari Turkce’ye de cevrilmistir (Danes Erimbetova, Aldar Kose Fikralari, Istanbul 2003). Bazi arastirmacilar, onun Nasreddin Hoca’dan esinlenerek uretilmis bir kahraman olabilecegini ileri surmektedirler. (Kisibekov vd. 1996: 42). Bazi fikralarin hem Aldar Kose ve hem de Nasreddin Hoca’ya mal eldildigini yukarida ifade etmistik. Asagidaki Aldar Kose fikrasi bu acidan bir cok kimseye tanidik gelebilir.
    “Alti genc Aldar Kose ile eglenmek icin nehir kiyisina gotururler. Iclerinden biri:
    -Aldar Amca, simdi hep birlikte suya girelim ve birer yumurta yumurtlayip cikalim, dedi. Onlarin hepsi Aldar Kose’ye fark ettirmeden yanlarinda birer yumurta getirmislerdi. Aldar Kose:

    -Tamam, diyerek suya girmeye razi olur.
    Genclerin hepsi suya dalip cikarak:
    -Iste biz birer yumurta yumurtladik. Sizin yumurtaniz nerede? diye Aldar Kose’ye yumurtalarini gosterirler.
    Bunu goren Aldar Kose:
    -Uuuruuu, diye horoz gibi otmeye baslar.
    -Aldar Amca, ne yapiyorsunuz? diye alti genc sorarlar. O zaman Aldar Kose:
    -Bu kadar tavuga, bir horoz lazim degil mi? diye cevap verir.” (Mamet 2000: 221)

    Buna benzer bir fikranin da Nasreddin Hoca’da oldugunu biliyoruz (Secilmis Nasreddin Hoca Fikralari 1992: 110-112; Erginer 1969: 79).
    Kazak Sozlu Edebiyatinda bilgelik ve feraseti temsil eden Jiyrense Sesen Kazak Hanligi’nin kurucusu Janibek Han doneminde yasamis gercek bir tarihi sahsiyettir. Kazak efsanelerine gore, Jiyrense Sesen Kazak Hanligi’nin kurulmasina destek vermistir. Buna ragmen Kazak Hanlarini hatalarini gordugunde elestirmek de geri durmaz. Hanlarin onunde dogruyu soyleyebilen cesareti ile on plana cikar. Han zaman zaman Jiyrense Sesen’i bilgeligi ve guzel karisindan dolayi kiskanir. Bu sebeple Han, Jiyrense Sesen’e ifa etmedigi takdirde cezalandiracagini soyleyerek yerine getirilmesi imkansiz buyruklar verir. Boylece Jiyrense Sesen’e surgun cezasi vererek uzaklastirmak veya oldurmek ister. Ancak Jiyrense Sesen her defasinda akilli karisi Karasas’in (Karasac) tavsiyeleri dogrultusunda hareket ederek bu cezalardan kurtulmasini bilir. Kazaklar arasinda Jiyrense Sesen ile ilgili pek cok fikra anlatilir. Ancak bunlarin kacinin gercekten onun basindan gectigi bilinmez. Genel kani bir cogunun sonradan ona mal edilmis olmasidir. (Gabdullin 1996: 160-163; Kazak SSR 1989: 257; Meyermanova 2001: 16-17).

    Jiyrense Sesen fikralarina tipik bir ornek su sekildedir:

    “Jiyrense Sesen’den kurtulmak isteyen Han ona on koc verir ve “Bunlara kirk gun icinde kuzu dogurtup bana geri vereceksin” diye buyurur. Bu emri nasil yerine getirecegini bilemeyen ve kara kara dusunen Jiyrense Sesen’in imdadina karisi Karasac yetisir. “Bunun icin uzulme. Koclari al gel. Kesip yiyelim. Hana cevabini daha sonra ben veririm.” der. Kirk gunluk muddet dolunca, Karasac kocasi Jiyrense Sesen’i yataga yatirir ve ustune yorgani orter. Bir ara Han eve gelir ve Jiyrense Sesen’in nerede oldugunu sorunca “Kocam yeni dogum yapti. Yatiyor.” diye cevap verir. Han sasirarak “Sen ne diyorsun, hic erkek dogum yapar mi?” diye cikisir. Bunun uzerine Karasac “Hunkarim, madem erkeklerin dogum yapamayacagini biliyorsunuz, o zaman nicin koclara kuzu dogurtsun diye Jiyrense Sesen’e emir verdiniz?” der. Buna soylenecek bir laf bulamayan Han yenilgiyi kabul eder ve halk nezdinde gulunc duruma duser” (Gabdullin 1996: 162).


    Nasreddin Hoca’nin Timur ile ilgili hikayeleri Jiyrense Sesen’in fikralarina benzemektedir.[2] Aldarkose’nin kurnazligi ve zekasiyla zalimleri alt etmesi ve Jiyrense Sesen’in bilgeligi Nasreddin Hoca’nin bunyesinde toplanmaktadir. Yani Nasreddin Hoca hem kurnaz, hem saf ve hem de bilgelik gibi onemli vasiflari bunyesinde toplamaktadir. Bu haliyle Nasreddin Hoca’nin Aldarkose’nin ve Jiyrense Sesen’in ozelliklerini tek basina tasimakta oldugunu soyleyebiliriz.
    Bu yuzden Kazaklar arasinda Nasreddin Hoca bazen kurnaz, bazen saf fakat cogunlukla temiz kalpli, iyi niyetli evliya gibi kutsal bir sahsiyet olarak algilanir (Kisibekov vd. 1996: 40).


    Kazakistan’da Nasreddin Hoca uzerine arastirmalar 1960’li yillardan itibaren ele alinmistir. Ilk olarak V. Gordlevskiy, I. Braginskiy ve K. Davletov’un bu konudaki arastirmalari yayinlandi. Daha sonra bu konuda arastirmalar yayginlasmaya basladi. Bu konuda yayinlanan onemli calismalari soylersek;

    L. Solov’yev, Kocanasir, Almati 1963.
    T. Abdurahmanov, Kocanasir Angimeleri, Almati 1965
    T. Abdurahmanov, Kocanasir Hikayalari, Almati 1977
    B. Kencebayev, Timpiy, Almati 1981
    Baltabay Adambayev – Tolevhan Jarkinbekova, El Avzinan (Sesendik Sozder, Akindik Tolgamdar, Aniz – Angimeler), Almati 1985
    Kocanasir Hikayalari (Rusca’dan ceviren O. Kenjebek), Almati 1998.
    Kazakistan Nasreddin Hoca’nin fikralari uzerine son derleme Onalbek Kenjebek tarafindan yayinlanarak 2007’de Astana sehrinde yayinlanmistir. Eserde 1118 Kazakca Nasreddin Hoca fikrasina yer verilmistir. Bunlar, Kazaklar arasindaki fikralarin yanisira, Kirgiz, Ozbek, Turk, Turkmen, Tacik, Fars, Tatar, Arap, Karakalpak, Uygur, Baskurt, Kurt, Yunan, Hakas, Avar, Cecen, Osetin gibi halklarin dilindeki Nasreddin Hoca fikralarindan yapilan cevirilerdir (Kenjebek 2007: 2).

    Bunlarin disinda “Kazak Ertegileri” Kazak Hikayeleri isimli kitaplarda Aldarkose, Jiyrense Sesen ve Tazsa Bala fikralariyla birlikte Nasreddin Hoca’nin fikralarina genis yer verilmektedir. (Sattarov 1987: 8) Nasreddin Hoca fikralari Kazaklar arasinda ozanlarin soyledigi terme – tolgav denilen nasihat siirlerinde de yasatilmaktadir. (Sattarov 1987: 9) Kazaklar arasinda Nasreddin Hoca’nin birkac asir oncesinden beri yasadigini gosteren yazili bir kaynak Kazakistan Ilimler Akademisi Merkez Kutuphanesinde muhafaza edilen el yazma Kissa-i Nasir Efendi isimli el yazmasidir. (Sattarov 1987: 9)

    Kazakistan’da 1960’li yillardan itibaren Nasreddin Hoca fikralari uzerine kitaplar ve makaleler yayinlanmakla birlikte, bu konudaki arastirmalarin yeterli oldugu soylenemez. Kisibekov, Nasreddin Hoca fikralarinin halk arasinda genis capli yaygin olmasina ragmen, sistemli arastirmalarin olmamasindan yakinmaktadir. Kazakistan’da yayinlanan felsefe, tarih ve edebiyat arastirmalarinda Nasreddin Hoca fikralarinin sosyal, felsefi ve beseri ozelliklerinin irdeleyen calismalara yer verilmedigini ifade etmektedir. Hatta, Kazakistan Tarihi ve Kazak Edebiyati Tarihi gibi cok ciltli eserlerde bile Nasreddin Hoca fikralari hakkinda bilgi ve yorumlara cok az yer verildigini soylemektedir (Kisibekov vd. 1996: 42).


    Aslinda Nasreddin Hoca fikralarina sadece Kazakistan veya sadece Turkiye acisindan bakmak bu konudaki arastirmalarin her zaman eksik kalmasina yol acacaktir. Cunku, Nasreddin Hoca tum Turk Dunyasi’nin ortak sahsiyetine olduguna ve her Turk ulkesi ona kendinden bir seyler kattigina gore, Nasreddin Hoca fikralarina tum Turk Dunyasi genelinde bakmak yerinde olacaktir. Hatta bu konuda baska milletler ve dillerdeki fikralari da derleyip incelemek gereklidir. Bunun icin Nasreddin Hoca’nin yurdu, Turk Mizah Edebiyatinin ata yurdu, baskenti Aksehir’de bir Nasreddin Hoca Enstitusu veya Merkezi kurulmalidir. Merkez tum dunyadaki Nasreddin Hoca fikralarini derlemelidir. Turk ulkelerinin her birinde Nasreddin Hoca arastirmalarina maddi ve manevi destek vermelidir. Cunku, sohreti ve fikralari sinirlar otesine tasmis olan Nasreddin Hoca artik sadece Turk ulkelerinde degil, tum dunya edebiyatinda yeri ve etkisi olan bir olgudur. Buna uygun olarak dunya capinda Nasreddin Hoca arastirmalari yapilmalidir. Nasreddin Hoca’nin 800. yilinda yapilan ve genis katilimli bu sempozyumunun dunya capindaki arastirmalar icin bir basamak teskil etmesini temenni ediyorum.


     
    #3
    Son düzenleyen: Moderatör: 8 Nisan 2012
  4. kardelencicegim

    Katılım:
    6 Şubat 2008
    Mesajlar:
    5.293
    Beğenileri:
    0
    çok komik nasrettin hocanın küçüklüğü böyle olur:D:D
     
    #4
  5. melodinurse

    melodinurse Guest

    Katılım:
    12 Temmuz 2007
    Mesajlar:
    4.954
    Beğenileri:
    0
    çok güzel yaaaaaaaaaa
    heheheeeee:D
    emeğine sağlık..
     
    #5
  6. isolif

    isolif Guest

    valla doğru
     
    #6
  7. yasemins

    yasemins Guest

    Katılım:
    7 Mart 2008
    Mesajlar:
    2.650
    Beğenileri:
    0
    nasrettin hocamıza saygılar olsun da..
    gerçekten bu resim komık olmuş..

    :D:D:D:D

    tesekkur nefer..
     
    #7
  8. Nefer34

    Nefer34 Acemi Üye
    Silver

    Katılım:
    12 Haziran 2008
    Mesajlar:
    1.579
    Beğenileri:
    2
    tesekkur

    tesekkur

    tesekkur


    tesekkur

    tesekkur
     
    #8
  9. mislinanur

    mislinanur Acemi Üye
    Silver

    Katılım:
    10 Haziran 2008
    Mesajlar:
    692
    Beğenileri:
    0
  10. kardelenn25

    kardelenn25 Guest

    Katılım:
    27 Eylül 2007
    Mesajlar:
    2.950
    Beğenileri:
    1
    çok komik emeğine sağlık :D
     
    #10
  11. clewerss

    clewerss Acemi Üye
    Silver

    Katılım:
    2 Mayıs 2006
    Mesajlar:
    1.174
    Beğenileri:
    0
    tesekkurtesekkurtesekkur tesekkur cok güzeldi yine!
     
    #11
  12. gülümse biraz

    gülümse biraz Acemi Üye
    Silver

    Katılım:
    26 Ekim 2008
    Mesajlar:
    374
    Beğenileri:
    0
  13. bekkain

    bekkain diyâr-ı gurbet
    Süper Moeratör

    Katılım:
    28 Haziran 2009
    Mesajlar:
    9.899
    Beğenileri:
    60
    güzelmiş :)
     
    #13
  14. Asr-i Saadet

    Asr-i Saadet Acemi Üye

    Katılım:
    28 Mayıs 2009
    Mesajlar:
    211
    Beğenileri:
    0
    hihihihihihihihihihihihihihihihihihihihihihihihi

    rabbim nasreddin hocadan razı olsun rahmetiyle muamele etsin inş.
     
    #14
  15. *hazan_yeli*

    *hazan_yeli* Tecrübeli Üye
    Silver

    Katılım:
    20 Temmuz 2009
    Mesajlar:
    1.144
    Beğenileri:
    4
    Çok güzel yaa
     
    #15
  16. serhad55

    serhad55 Acemi Üye
    Süper Moeratör

    Katılım:
    8 Şubat 2007
    Mesajlar:
    408
    Beğenileri:
    6
    Nasreddin Hoca ile alakalı bazı hassasiyetlerim var,
    şöyleki, onunla ilgili abartılmış, dine aykırı hallerle sulandırılmış o kadar çok hikaye ve anlatımlar varki,
    bunun anlatana ve dinleyene, helede inanana büyük vebali var.

    inşaAllah bu konu ile alakalı bir başlık açmayı düşünüyorum.

    ama şimdi gülesim geldi, ben daha ne imzamı hazırlamışım nede avatarımı yerleştirmişim
    yazı yazmaktan okumaktan forumu dolaşmaktan bunu askıya almışım farkına varmadan :)

    selam ve dua ile
     
    #16

Sayfayı Paylaş