Birlikte bir ömür sürmek, beraberce huzur ve mutluluk bulmak üzere Yüce Yaradan’ın varlığının delili bir sevgi ile evlenir çiftler. Göz aydınlığı, dünya süsü çocukları olsun isterler.
Amaç; bir imtihan yeri olan bu zorlu dünya hayatinda omuz omuza mücadele verebilmek, mutlulukları artırıp hüzünleri beraberce karşılamaktır. Ancak bazen umulan olmaz.

Bayray tatili yaklaştıkça evdeki gerginlik artıyordu. Çocuklar neredeyse bayram gelmesin, tatil amasın istiyorlardı artık. Nereye gidecekleri konusunda anne-babalan yine tartısaçak, en sonunda hepsinin morali bozulacak, istemeye istemeye üstelik küs halde bir bayrama daha girilecekti. Karşılıklı anlayış, fikir birli. ği ve istekleri dikkate almak bu kadar zor muydu?

Birlikte bir ömür sürmek, beraberce huzur ve mutluluk bulmak üzere Yüce Yaradan’ın vartığının delili bir sevgi ile evlenir çiftler. Göz aydınlığı, dünya süsü çocuktan olsun isterler. Amaç; bir imtihan yeri olan bu zorlu dünya hayatinda omuz omuza mücadele verebilmek, mutlulukları artırıp hüzünteri beraberce karşılamaktır. Ancak bazen umulan olmaz. Eş olmanın, aile olmanın gereği ihmal edilir, daha büyük yalnızlıklara hapsolur insan, Aynı evin içinde yan yana ama çok uzak, sevgi ile değil nefret ile öfke ile karşıtaşan gözler; “Ben de kaybedeyim yeter ki o kazanmasın, madem ben mutsuzum o da mutsuz olsun.” diyen kadınlar ve erkekler… Bir aileyi böylesine çıkmaza sürükleyen, hakkaniyetin yokluğudür. Kadın ve erkeği Allah’ın vartığının delili olan sevgiden, şeytanı cennetten kovduran, nefrete sürükleyen de karşılıklı anlayışı, empati ve sevgiyi yok eden de bu hakkaniyetsiz tutumlar ve adaletsiztiktir.

 

HAK VE SORUMLULUK DENGESİNDE ADALET 

Evlilik ve aile hayatı karşılıklı haklar ve sorumluluklar dogurur. Hayatın her anında ve durumunda yüklenilecek sorumluluklara “evet” der taraflar. Ancak çoğu zaman yüklenilen bu sorumluluktara değil haklara odaklanır eşler. “Ben görevim) yerine getirdim mi?”, “Bana düşen burada nedir?” demek yerine karşısındakinin görevlerini ve sorumlulukların) yerine getirip getirmediğine odaklanır. Oysa hakta ve sorumlulukta tam bir dengedir sağlanması gereken. Farklı ailelerde büyüyen, fıtri açıdan birbirine benzemeyen kadın ve erkeğin günlük yaşam içinde görev paytaşımından çocukların terbiyesine, yatırım yapmaktan ebeveynlerle itişkilere kadar farklı pek çok meselede tam bir uyum gösterebilmeleri elbette kolay değildir. Bu uyum, ancak ortak ilkelerle ve hakkaniyet dengesi ite sağlanabilecektir. Adalet de en temel anlamıyla bu dengenin korunmasıdır.

Hakkaniyetteki denge bozukluğu yani adaletsizlik, aileyi sarsacak ve hatta ailenin devamını imkansız hale getirecektir. Kendisi hasta olduğunda ilgi ve ihtimam beklerken eşi hasta olduğunda ilgisiz ve umarsız davranmak; ev işterinde, çocukların terbiyesinde yeterince sorumluluk yüklenmemek; harcamalarda sadece kendisin! dikkate atmak ve bencilce hareket etmek; kendi ebeveyni söz konuşu olduğunda gösterdiği dikkati esinin ebeveyni için göstermemek ailede huzuru

bozan adaletsiz tutumlardan birkaçıdır. Adaletsizliğin sebebi bazen sağlıklı olmayan kadın-erkek anlayışları ve ne acıdır ki bazen yanlış dinî bilgiler dahi olabilmektedir. Oysa sadece sözleri ile değil, sözlerine ilaveten çok güçlü bir biçimde davranışları ile Nebi karşımızdadır. Her hak sahibine hakkının verilmesini söylerken (Buharî, Savm 51) ailesini ihmal etmeyen, onlara zaman ayıran (Darimî, Nikah, 3.), evdeki sorumluluktan bölüşen (Buharî, Ezan, 44.), yeri geldiğinde terliklerini tamir eden, elbisesin! yamayıp (Buharî, ei-Edebü’l-müfred, 190.) koyununu sağan bir eştir o. (Buhari, et-Edebü’l-müfred, 190.)  Kadının kocası üzerindeki hakkının ne olduğunu soran

kişiye ise “Kendi yediğinden yedirip, giydiğinden giydirmendir, onu kötülememen, yalnız bırakmaman ve ona vurmamandır,” (Ebü Davüd. Nikah, 40-41) diyerek hakkaniyetin ölçüsüne işaret eder. Güçlütüğün haklılık olarak algılandığı ve herkesin güç pesinde koştuğu bir dönemde hakkaniyetle muamelenin önemine işaret eder Nebi. Kadının maddi ya da fiziki güçsüzlüğünden yararlanmak degit adaletle davranmak, emanet bilinci ile hareket etmektir asıl güç. Günümüzde de gücü haklılığın garantörü görenler bulunmaktadır. Kısmen kadın-erkek anlayışlanmız değişse de maddi ve fiziki gücünden hareketle evliliğinde, aitesinde adaletsizliğe düşenler görülebilmektedir. Oysa sanılanın aksine adaletsizlik, kişinin var olan gücünü de yok eder. Öyle ki Kur’an-ı Kerim’de adalet sıfatından yoksun olan kişi; dilsiz, aciz ve hiçbir işe yaramayan bir köleye benzetilmektedir. (Bkz, Naht 16/76.) Çünkü adaletsızlik; kin, nefret ve düşmanlığa sebep olmaktadır. Zorla ditediğini yaptıran, istediğini hakkaniyetle ve istişare ile degit baskı ile gerçekleştirenler; muhatapları nezdinde kendilerine duyulan sevgiyi, saygıyi kaybedeceklerin! de unutmamalıdırtar. işte tam da bu sebeple ailede adalet ve hakkaniyet ihmal edilmeye başlandığında temelleri sarsılmaktadır yuvaların. Zira en ufak gibi görülen meselelerde dahi adaletsizlik fikri vicdanları yaralamakta, evlilik birliğine duyulan inancı zede emektedir.